Cibali Tütün Fabrikası

Cibali Tütün Fabrikası

“Fabrika Kızı” hepimizin bildiği bir şarkıdır.
Müziği Bora Ayanoğlu’na ait bu hüzünlü şarkıyı
Alpay’ın sesiyle tanımış ve sevmişizdir.
Fakat çoğumuz bu şarkının kim için, nerede,
neresi için yapıldığını pek bilmeyiz ya da düşünmeyiz.
“Gün doğarken her sabah/Bir kız geçer kapımdan/Köşeyi
dönüp kaybolur/Başı önde yorgunca” diye başlayan şarkı,
fabrikada tütün sararak ekmeğinin derdinde olan ve
kederli dünyasında onuruyla ayakta durmaya çabalayan
bir işçi kadının uzaktan tanık olunan hikayesini anlatır.

O tütün sarılan yer Türkiye’nin ilk büyük sigara üretim
yeri olan Cibali Tütün Fabrikası’dır ve İstanbul’dadır.
Haliç kıyısındaki anıtsal bina, İstanbul’da fabrika
düzeninde kadın işçi çalıştıran ilk yerlerden biridir
ve çocuk kreşi bulunan ilk fabrikadır.

1877 Osmanlı-Rus Savaşı nedeniyle kardeşi ile birlikte
kaçıp İstanbul’a gelen Kemah’lı Mehmed Halis Efendi
tarafından 1884 yılında kurulmuştur.

O dönem tütün tüketimi, köylerden getirilen tütünün
harman edilip kıyılarak sokaklarda satılması biçimindedir.
Mehmet Efendi de kardeşi Yusuf Efendi ile birlikte
İstanbul’da başladıkları ticari hayatlarında elde terazi
tütün satıp geçimlerini sağlamaktadır. Bir zaman sonra
Tahsin Bey isimli bir zengin ile tanışırlar.
Tahsin Bey kendilerini sever ve güvenir.
İşlerini büyütmeleri için Kemahlı kardeşlere para verir.
Mehmet Halis Efendi, bu parayla İskeçe’ye gidip
40 hayvan yükü tütün getirir.
Hemen ardından Küçükpazar’da küçük bir dükkan sahibi olurlar,
kardeşi dükkanda satışla uğraşırken, o da gidip
mal getirmeye devam eder.
Artık Tütüncü Mehmet Efendi olarak anılmaktadır.

Derken bir sigara fabrikası kurmaya karar verir ve
yer olarak ta Cibali’yi seçer. Kurduğu fabrika ile
zamanla ordunun tüm tütün ihtiyacını karşılamaya başlar.
Kısa sürede İstanbul’un sayılı zenginleri arasına girer ve
Serduhani Mehmet Halis Efendi olarak tanınmaya başlar.

Öte yandan devlet önemli bir dış borç yükü altındadır.
Bu borçları karşılamak üzere Düyun-u Umumiye İdaresi kurulur.
İdare, birçok vergiye el koyar, yetmeyince tuza ve tütüne de
el atar. Ve Reji İdaresi kurulur. Tütün tekelde toplanır.
Günümüz Tekel’inin önceli olan Reji İdaresi, tütün üretimi
ve ticaretini merkezileştirince, Mehmet Efendi de Cibali’deki
fabrikasını bu yabancı idareye satmak zorunda kalır.
Bu satıştan kazandığı 95 bin altın ile Erenköy civarında
geniş bir arazi alır ve günümüz Göztepe semtinin iskanında
önemli bir rol oynar. Semtin kurucusu ve isim babasıdır.
Ömrünün son yıllarını Büyükada’da geçirir.
Vefat edince cenazesi, vasiyeti üzerine Göztepe’de
yaptırdığı camiinin mihrab önüne defnedilir.

Cibali Tütün Fabrikası, 1925’de Reji’den alınıp
devletleştirildiğinde tam kapasite ile çalışmaktadır.
1940’a kadar da ülkedeki her türlü sigara üretimini
tek başına karşılamaktadır. 1970 yılında İstanbul
Sigara Fabrikası
kuruluncaya kadar da en önemli
sigara fabrikası olmayı sürdürür.

1937 yılında Cibali Sigara Fabrikası’nda üretilen sigaralar
Sipahi Ocağı ve Köylü de dahil olmak üzere bütün sigaralardır.
Diğer tütün mamulleri ise; Yenice, Enâlâ, Bafra ve
Tatlısert tütünleri, ihraç edilen her türlü
sigara ve tütün mamûlatı, pipo tütünü,
puro ve sigarilloslar, enfiye ile tömbekidir.

Cibali Sigara Fabrikası, değişik tütün mamullerinin
üretiminin de denendiği bir fabrikadır. Örneğin,
İkinci Dünya Savaşı başladıktan kısa süre sonra yollar
kapanıp puro üretmek için sargılık tütün ithal etmek
imkânsız hale gelince, bu fabrikada yerli tütünlerden
puro yapma imkanları aranır. Havana tütünleri tohumları
ve Rize’nin Pazar kazasından elde edilen ürünle
(Türk Havana cinsi tütünle) 1948’de “İstanbul Purosu”
çıkarılır. Piyasada satılmakta olan Ege, Toros, Çankaya
puroları kaldırılır. O yıllarda “Esmer” adıyla satılmakta
olan sigarillos da kaldırılarak yerine yine bu fabrikada
ve Pazar tütünleri ile yapılan Marmara ve
Pazar sigarillosları piyasaya sürülür.

Cibali Sigara Fabrikası, 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl
başındaki işçi hareketlerinde de önemli bir yere sahiptir.
1970’li yılların sonunda işçi direnişleri ile ünlenen
Adana Sigara ve İstanbul Maltepe sigara fabrikalarının
rolü, o yıllarda Cibali işçileri tarafından oynanır.

Fabrika, Cibali, Fener, Fatih ve civarında oturan halkın,
özellikle kadın işgücünün (üstelik kadının çalışmasına
pek hoş gözle bakılmadığı yıllarda) çalışma yaşamına
girmesine öncülük eder. İşçi ücretleri de o yıllarda
orta halli bir yaşam kurmak için yeterlidir.
Öğle yemeği verilmesi, sağlık sorunlarına çözüm bulunması,
acil parasal ihtiyaçlara cevap vermek üzere
“İşçi Taavvün Sandığı”nın kurulması
fabrika çalışanlarının önemli sosyal haklarındandır.
Taavvün Sandığı, 1950’li yıllarda yerini
Sigorta Kurumu’na bırakır. Diğer bir deyişle
şimdiki Sigorta Kurumu, (önce SSK, sonra SGK)
Cibali’deki bu sandığa dayanmaktadır.

Fabrikanın, yine işçi hakları çerçevesinde kazanılmış
bir başka özelliği ise içinde bir çocuk kreşinin bulunmasıdır.
“Cibali Kreşi”, işçi hakları çerçevesinde kazanılmış
ancak fabrika yönetimi için de övünç kaynağı olan bir
sosyal motiftir. Fabrikadaki bu kreşin Türkiye’deki
ilk kreş uygulaması olduğu söylenmektedir.

1948 yılında “İktisadi Yürüyüş” dergisinde yeralan
bir yazıda “bu fabrikanın içtimai yardım ve çocuk kreşi
memleketteki şöhretini muhafaza etmektedir.
16 yataklı reviri, eczanesi, laboratuarı ve her sahada
mütehassıs doktorları ile Cibali işletmesi yıllardan
beri buraya emek veren müdür Sami Sunal’a ve arkadaşlarına
manevi bir haz bahşedecek bir haldedir” denmektedir.

Pek çok tarihi olaya tanıklık eden, çok sayıda sosyal
hakka imza atan Haliç’teki bu ihtişamlı bina ve işçileri
edebiyatımızdaki yerini, birçok aşkın tanığı ve
sahibi olarak da almıştır. Rizeli bir berber olduğu anı
defterinden anlaşılan Aşık Çakır Çavuş,
İstanbul’dan ayrılıp giderken yanında yol arkadaşı olarak
Cibalili bir kadını da götürür. Bununla ilgili
üç parça manzum hatıratından biri Cibali üzerinedir ve
bir bölümünde şöyle der:

Cibâli’nin dilberi
Tütün sarar elleri
Şekli beşerde peri
Gör Rizeli berberi

Mahmut Yesari’ye ait Çulluk isimli roman da Cibali Tütün
Fabrikası’nda çalışan bir genç kızı anlatır.
Bu romandan etkilenen Bora Ayanoğlu da “Fabrika Kızı
şarkısını yazar ve besteler. Ancak bir başka rivayete
göre Ayanoğlu bu şarkıyı, fabrikada çalışan Mahtume isimli,
oldukça hoş ve alımlı bir kızdan etkilenerek yazmıştır.

Çoğunluğu kadın olmak üzere kadınlı-erkekli çok sayıda
işçinin çalıştığı, mimari yapısı, işçisi, sosyal olayları
ve aşklarıyla hem şehir hem sanayi tarihimizde önemli bir
yere sahip olan Cibali Tütün Fabrikası, 1992 yılında boşaltılır.
Yaklaşık iki buçuk yıl sonra 1995’te Fatih Belediye Binası
yapılmak istenir. Fakat bu girişim gerçekleşmez.
Ardından Kadir Has Vakfı’na devredilir.
Vakıf, binada restorasyon gerçekleştirdikten
sonra 1997 itibariyle binayı Kadir Has Üniversitesi
olarak kullanmaya başlar.

Günümüzde binaya girdiğinizde duvarlarında tütün üretimi
dönemine ait fotoğraflar görebilirsiniz. Fabrika döneminden
kalan demir yapı unsurları da önünüze çıkar. Bu demir sütunlar
arasında o eski fotoğraflarda, tütün kokan elleri,
tütün kokan duvarları, iş makinelerinin seslerini hissedebilir;
romanlara, şiirlere ve şarkılara dökülmüş aşkları anabilirsiniz.
Bu yazıyı okuduktan sonra Haliç’ten geçerken binaya bir kez
daha bakın. Görkemi ve manzarasıyla size hala bir genç kız
edasıyla göz kırptığını fark edeceksiniz.

tekel-cibali-tutun

Kaynaklar:
1001istanbul.com
Tekel Dergisi
Osmanlı’dan Günümüze Tekel isimli kitap, (TEKEL Yayınları).
1965 İstanbul Ansiklopedisi (Reşat Ekrem Koçu)
1933 İstihbarat Bülteni
Özel Arşiv ve Koleksiyonlar